Musahiplik yol kardeşliği

Musahiplik yol kardeşliği

Musahiplik yol kardeşliği demektir. Alevi inancına göre evli her Alevi kendisine denk düşebilecek başka bir evli Alevi ile dinsel bir kardeşlik tutar; bu aynı zamanda kendisinin ahiret kardeşidir. Öz kardeşlik kurallarından daha ağır kuralları olan bu yol kardeşliği Alevilikte farzdır.

Musahipten Özün Seçen Musahip

Musahipten özün seçen musahip,
On’ki İmam dergâhına varamaz.
Musahip sırrını açan musahip,
On’ki İmam dergâhına varamaz.

Musahip musahibin sırrın açar,
Evliyalar anın hışmından kaçar.
Dünyadan ahrete imansız göçer,
On’ki İmam dergâhına varamaz.

Musahip var musahibin varisi,
İkisi de bir elmanın yarısı.
Özü çürük kallaş olsa birisi,
On’ki İmam dergâhına varamaz.

Musahip musahibe bulsa bahane,
Anı da sürerler bir ulu hana.
Ahırı cehennem oduna yana,
On’ki İmam dergâhına varamaz.

Musahip muhasibe etse bir güman,
Anda ne din kalır, ne de bir iman.
Şefaatçi olmaz On İki İmam,
On’ki İmam dergâhına varamaz.

Pir Sultan’ım bed huylardan bezili,
Yerden gökten umutçuğu üzülü.
Musahip musahiple gezse küsülü
On’ki İmam dergâhına varamaz.

Alevi inancının önemli kurumlarından biri olan Musahiplik, kelime itibarıyla dünya ve ahiret (yol) kardeşliği anlamına gelmektedir. Hem madden, hem de, manen yani inaç boyutunda kardeş demektir. Daha açıkcası malı mala, canı cana katmaktır.

Musahipliğin kökeni her ne kadar Hz. Ali’ye dayanmasa da onun özlü bir sözünü buraya aktarmayı yararlı görmekteyiz. Şöyle demektedir: ‘’ Bütün insanlar bir biriyle her halukarde kardeştir. Ya dinen ya da yaratılış itibariyle.’’ Hz. Ali’nin bu sözü Musahiplik inancının altında yatan iki boyutlu ( genetik ve manevi) kardeşlik düşüncesinin özeti gibidir. Bu yüzden Hz. Ali ve Hz. Muhammed arsındaki ilişkiyi de bir tür Musahiplik olarak değerlendirmek mümkündür.

Şeriat düzeyini aşıp tarikat kapısına gelenler, yola girmenin ve yol sürmenin ilk adımı olarak Musahip olurlar. Musahipler birbirinin günah ve sevabından sorumludurlar. Et le tırnak gibi bir birine yakındırlar. Namus dışında, çocuklar da dahil olmak üzere her şeyleri ortaktır. Hayatın iyi yanı gibi kötü yanını da paylaşırlar. Musahiplerden biri öldüğü zaman diğeri onun çocuklarına ve aile efratına bakmakla yükümlüdür. Musahiplik bir defa yapılır ve bir ömür boyu sürer.

İnançsal ve toplumsal muhtevanın yanısıra ahlaksal açıdan da önemli bir anlam taşıyan Musahipik kurumu, gerek toplumsal dayanışma ve barışı gerek se ferdi huzur ve sukuneti sağlayan fonksiyona sahiptir. Musahipler, kimi yörelerde yedi, kimi yörelerede ise oniki göbek bir biriyle evlenmezler.
Musahip olmak isteyenler önce yakın çevrelerinin ve eşlerinin rızasını alırlar. Bir anlamda, kan bağından daha yakın bir bağ kurulacağı için çocukların dahi rızası alınır. Yedi göbek sürecek bir akrabalığın sağlam bir zemine oturması için bu çok yönlü razılık şarttır. Yedi göbek boyunca insanlar birbirine karşı sorumluluk taşırlar.

Musahip olmaya karar vermiş iki insan, eşlerini de yanlarına alarak dede ya da babanın (mürşidin) huzurunda bu isteklerini açıklarlar. Dede onları musahiplik hakkında bilgilendirir. Yükümlülüklerini ve sorumluluklarını anlatır. Ve onlara birbirini tanımaları için bir yıl zaman verir. Bu bir yılın sonunda eğer musahip olmaya karar verilmiş ise tekrar dedenin huzuruna çıkılır dededen onay alınır. Eğer yol açısından bir sakınca görülmez, uygun bulunursa musahipler adayları bir tören eşliğinde erkandan geçerek musahip olurlar.

Bilindiği gibi Alevilikte iki çeşit cem vardır. Biri yediden yetmişe her insanın katıldığı Birlik Cemleri. Bu cemler daha çok yolun kurallarını gençlere tanıtmak, öğretmek ve sevdirmek için yapılır. Herkes katılabilir, bir şart aranmaz. İkincisi ise Görgü Cemleridir. Bu cemlere yalnızca evli olanlar yani musahibi olanlar katılabilir. Musahip olmak yada görgüden geçmek isteyen insanlar için yapılan bu cemlerin periyodik bir düzeni yoktur, ihtiyaca göre yapılır.

Musahip olmak bir anlamda da tarikata girmek demektir. İkrar kapısı da diyeceğimiz tarikat kapısı kişinin şeriat düzenini aşarak, hakikatlere yaklaşması anlamına gelir. İnsanı, evreni ve tanrıyı bir başka gözle görmenin ve sezmenin kapısıdır. Bütün, şekilci ve kalıpçı anlayıştan sıyrılarak varlığı derinlemesine algılamaktır. Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse, ruhsal açıdan önemli bir olgunluğa (dönüşüme) erişmektir.

Görgü Cemlerinde yeni musahip olanlar, mistik bir anlam taşıyan bir merasimdem-erkandan geçerler. ‘Dört can bir baş’ felsefesini temsilen, dört kişinin sığacağı büyüklükteki elbisenin içine eşleriyle birlikte girerler. Dede bu esnada hem dua verir hem de musahipliğin sorumluluklarını anlatır.

Musahiplik kurumunun inançsal olduğu kadar toplumsal açıdan da insanlar için yararlı bir gelenek olduğunu söyleye biliriz. Olası bir kan davasını yada benzeri türden kalabalık kitlelerin bir birine girmesini sürekli önleyerek insanları barış, hoşgörü ve dayanışma içerisinde tutmuş olan musahiplik kurumu, dün olduğu gibi bugün de insanlar için faydalı bir olgu olarak ortada durmaktadır.

Başka bir sözle ifade etmek gerekirse Musahiplik, iki aile fertleri arasında kurulan komünal bir yaşamdır. Alevi inancını derinden etkilemiş olan Şeyh Bedreddin esasen sadece iki kişiyi değil bütün toplumu birbirine Musahip yapmak istemekteydi.

Şimdi evvela Hz. Muhammed ve hz. Ali’nin kardeşliği konusunda sünni ve şii kaynaklarından deliller getirerek Musahiplik konu-bahsine girelim:

1- 622 yilinda Cebrail Alehisselam tarafından, müşriklerin Hz. Muhammed’e suikast düzenlenecegi uyarisi üzerine, Muhammed sahabelerle birlikte Mekke’den Yatrib (Medine) sehrine göc etmeye karar verdi. Bu göce Hicret denilmistir.

Hz. Muhammed Bu göcten önce

Daha Mekke’deyken (göc etmeden önce), Muhammed yoldaslari arasinda bir Kardeslik Kurumu’nu gerceklestirmistir. Bu kuruma Arapca “birbirini kardeslige kabul etme”, “kardes etme” anlamina gelen muvahat (muakhah/muwakhat) denilmistir. Arap kaynaklarinda bu kurum tam olarak akd el-muvahat olarak gecmektedir.

Bir cok kaynakta, bu olay su sekilde gelismistir: Hz. Muhammed herkesi birer kardese bagladiktan sonra, Ali yalniz kaliyor.

Sonrasini Sü:nni kaynaklar su sekilde naklediyor

Seyyidine İbn Ömer,

Allah Elçisinin, yoldaşları arasında kardeşlik (muvahat) oluşturduğunu nakletti. Hz. Ali göz yaslariyla onun yanina geldi. Dedi ki,

“Her iki yoldaş arasında muvahat kurdun ama benim ile başkası arasında böyle bir muvahat oluşturmadın” dedi.

Peygamber şöyle dedi:

“Sen benim bu dünyada ve gelecek dünyada kardeşimsin” .

Diger bir versiyon da su sekildedir:

Taskin gözyaslari icinde Imam Ali (Allah ona rahmet eylesin) Peygamber’e (sav) yaklasti, ta ki bir kol uzunlugu mesafesine yaklasana kadar. Gözyaslarini elbisesinin ucuyla silerek dedi ki:

“Ya Allah’in Peygamberi, yoldaslarinin hepsini ikiser ikiser kan kardesi olarak birlestirdin, ama beni hala kimseyle kardes etmedin.”

Peygamber (sav) gülümsedi ve Ali’yi yanina oturturdu. Ali’yi kollariyla sardi ve nazikce kucakladi ve fisildadi:

“Sen bu hayatta ve sonraki hayatta benim kardesimsin.” Ondan sonra Peygamber bunu sira sira dizilmis kalabalik insanlara yüksek sesle ilan etti:

“Ey insanlar, Ali benim kardesimdir, Ali benim kardesimdir!”

Bu olay Caferi kaynaklarinda su sekilde gecmektedir:

O [Muhammed], Allah tarafindan Muhacirler ve Ensar arasinda kardeslik kurma emrini aldi. Bir gün genel bir toplantida takipcilerine döndü ve söyle dedi:

“Simdi siz ikiser ikiser inanc kardesi olacaksiniz”.

Bu kardeslik kurumu tamamlandiktan sonra, Ali, gözlerinde yaslarla Peygamber’e söyle dedi:

“Takipcilerin arasinda kardeslik kurdun, ama beni kimsenin kardesi etmedin”. Bunun üzerine Peygamber Ali’ye dönerek dedi ki:

“Sen benim kardesimsin, hem bu dünyada hem de sonrasinda”

Yukaridaki kaynaklarin hepsi, Muhammed’in kendine Ali’yi kardes olarak sectigini ifade ediyor.

Burada dikkat çekici nokta , kardeslik kurumunun Allah tarafindan verilmis bir emir olarak gecmesidir. ve Kur’ani farzdır: Dolayısıyla Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin kardes olmasi da, Allah’in emri ve istegidir..

Nitekim başka bir şii kaynağa göre:

Baska bir kaynaga göre ise Muhammed Ali’ye su sekilde cevap vermis:

“(Beni insanlar icin kilavuz olarak atayan) o Herseye Gücü Yeten’in [Allah] adiyla senin kardeslik meseleni sonraya biraktim, cünkü herkesin kardesligi tamamlandiktan sonra, ben senin kardesin olmayi istedim.

Senin pozisyonun benim pozisyonuma göre Harun’un Musa’ya göre olan pozisyonu gibidir, ancak benden sonra bir Peygamber olmayacak.

Sen benim kardesim ve halefimsin.

Alevi olmayan kaynaklara göre, Muhammed, sahabelerle beraber Medine’ye ulastiktan sonra, ikinci kez bir Kardeslik Kurumu’nu gerceklestiriyor.

Caferi kaynaklarinda bu olay ise su sekilde gecmektedir:

Hicret’ten bes ay sonra Medine’deyken, Peygamber (sav) Ikinci Kardeslik vesilesinde göcmenler (Muhacirler) ve destekciler (Ensar) arasinda kardeslik yapti. Her iki olayda [Birinci ve Ikinci Kardeslik Kurumu’nda], [Muhammed] Ali’yi kendine kardes olarak secti, böylece digerleri üzerinde onu tercih etti. Ve ona dedi ki:

“Harun Musa’ya nasilsa sen de bana öylesin, ancak benden sonra bir Peygamber olmayacak.”

Bazi kaynaklara göre bu sözler Birinci Kardeslik’te söylenmis, baskalarina göre ise, Ikinci Kardeslik’te..

Sünni kaynaklar arasinda da bulunan baska bir versiyon da su sekildedir:

Ali dedi ki:

“Ey Allah’in Elçisi! Beni yalniz birakip takipcilerin icin neler yaptiklarini görünce ruhum sona erdi, omurgam kirildi. Bu, bana karsi olan kizginliginin bir isareti ise, senden özür dilerim ve affina siginirim.”

Allah’in Elçisi dedi ki:

“Beni Kendisi hakkinda gercekleri bildirmek icin Yollayan’in [Allah’in] adina yemin ederim ki, seni sadece kendim icin sakladim. Sen bana karsi Harun’un Musa’ya oldugu gibisin, ancak benden sonra bir peygamber olmayacak. Sen benim kardesim, mirascim ve yoldasimsin [companion].”

Ali (as) sordu:

“Senden neyi miras alacagim?”

O (sav) cevap verdi:

“Benden önceki Peygamberler mirascilarina ne biraktilar ise: Allah’in Kitabini ve Peygamberlerin Sünnetini. Cennet’teki evimde, kizim Fatima ile beraber, sen benim arkadasim [companion] olacaksin. Sen benim kardesim ve arkadasimsin [companion].” Ondan sonra, Allah’in selami onun ve soyunun üzerine olsun, bu ayeti okudu:

“Onlar ki, birbirine kolayca bakacak sekilde oturmuslar, kardestir.” [Kuran, 15:47]

Yukaridaki versiyon, Alevi inancinda da oldugu gibi, Muhammed ve Ali’nin kardes olma olayi ile ilgili, bir Kuran ayetinin indigini ifade ediyor.

Yine baska bir versiyona göre Muhammed Ali’ye söyle demis:

“Destekciler [Ensar] ve Göcmenler [Muhacirler] arasinda kardeslik kurdugum icin ve onlarin icinden sana bir kardes secmedigim icin kizgin misin? Senin bana karsi olan statün, Harun’un Musa’ya olan statüsü gibi, fakat benden sonra bir peygamberin olmayacagi haricinde olmasindan memnun degilmisin?”

Hz. Muhammed ve Ali arasinda gerceklesmis olan bir kardeslik kurumu sonrasında , Hz. Muhammed’in hala Ali’ye sürekli “kardesim” diye hitap ettigini ve kardesi olarak gördügünü görmekteyiz:

Caferi eksenli bir kaynaga göre:

Oldukca sık, Peygamber (as) Ali’ye isaret edip söyle derdi:

“Bu benim kardesim, kuzenim, damadim ve neslimin babasidir.”

Baska bir firsatta ona söyle dedi:

“Sen benim kardesim, arkadasim ve Cennet’te yoldasimsin [companion]”.

Bir keresinde onun [Ali’nin], kardesi Cafer’in ve Zeyd ibn Harise’nin arasindaki bir meselede ona [Ali’ye] hitap etmisti, ve söyle dedi:

“Ya Ali! Sen gercekten benim kardesim ve neslimin babasisin. Sen bendensin ve benim icinsin.”

Onunla ( Hz. Ali) bir keresinde sözlesirken, dedi ki:

“Sen benim kardesim ve vezirimsin; sen benim dinimi tamamliyorsun, verdigim sözü tamamliyorsun, borcumu yerime ödüyorsun, ve vicdanimi rahatlatiyorsun.”

Ölüm ona [Muhammed’e] yaklasirken, dedi ki:

“Kardesimi bana getirin.” Ali’yi cagirdilar. Ona [Ali’ye] dedi ki: “Yaklas bana Ali.” Ali (as) yaklasti. [Ali’nin] kulagina fisildadi, ta ki temiz ruhu bedeninden ayrilana kadar.

Ve baska bir Caferi kaynaga göre de:

Disarida düsmanlar onu [Muhammed’i] öldürmek icin komplo kurarken, Peygamber Ali’yi kendi yataginda yatarken birakinca, Yüce Allah Cebrail ve Mikail’e söyle dedi:

“Ben sizin aranizda kardeslik kurdum ve ikinizden birinin hayatini, digerinizden daha uzun kildim. Hanginiz digerinizin hayatinin kendinizinkinden daha uzun olmasini ister?”

Her biri kendi hayatini daha kiymetli gördü.

Yüce Allah söyle dedi:

“Muhammed (sav) ile arasinda kardeslik kurdugum Ali ibn Ebu Talip gibi neden olamiyorsunuz?

Ve o Muhammed’in yataginda uyumayi secti, kendi hayatini kardesi icin feda etmek ugruna. Yeryüzüne inin ve onu [Ali’yi] düsmanlarindan koruyun.”

Ikisi de indiler. Mikail Ali’nin ayaklari tarafinda dururken, Cebrail Ali’nin bas tarafinda durdu. Cebrail cagirdi:

“Tebrikler! Tebrikler! Kim senin gibi olabilir ey Ebu Talip’in oglu? Allah bile seni meleklerine karsi övüyor!”

Bu olay ile ilgili

“Insanlardan kimi de vardir ki, Allah’in rizasina ermek için kendini feda eder.”

(Kuran, 2:207) ayeti indi.

Alevi kaynaklarinda, Hz. Muhammed bazi insanlar tarafindan, Ali’ye hem “kardesi” dedigi icin, hem de ona kizini verdigi icin elestirildiğinden bahsedilir..

Muhammed’in bu konuda elestirildiginin bir örnegi Sünni kaynaklar arasinda su sekilde gecmektedir:

Ali ve Fatima yeni evlenmisti. Kizina destek olmasi icin, hizmetcisi Baraka’yi onlarla beraber yollamisti. Ertesi gün Muhammed Ali’nin evine gidip, kapiya vuruyor:

Baraka cikti ve Peygamber ona söyle dedi: “Ya Ümmü Aymen, kardesimi cagir bana.”

“Kardesin mi? O senin kizinla evlenen kisidir?” diye kuskulu bir sekilde sordu Baraka. Sanki: “Peygamber Ali’ye neden neden “kardesim” desin?” demek istemis gibi. (Peygamber Ali’ye kardesi olarak hitap etti, cünkü Hicret’ten sonra Müslümanlari ikiser ikiser olarak bir kardeslik kurumunda birlestirmisti. Peygamber ve Ali de “kardes” olarak birbirine baglanmisti.)

Peygamber söylediklerini daha yüksek bir sesle tekrarladi.

Bu olayin, Caferi kaynakli olan, baska bir versiyonunu ele alalim:

Muhammed (sav) Ali’yi boynundan tutup:

“Bu sizin aranizda benim kardesim, vekilim ve ardilimdir. O yüzden onu dinleyin ve ona itaat edin” derdi.

O [Muhammed] (sav), genis bir gülümseme ile sülalesi ile birlikte takipcilerini [companions] karsilamak icin disari cikti. Abdul-Rahman ibn Awf, onu okadar memnun yapanin ne oldugunu sordu ona. O [Muhammed] cevap verdi:

“Rabbimden aldigim ve kardesim ve kuzenim [Ali] ile ilgili ve kizim ile ilgili olan güzel bir haberden dolayidir. Herseye Gücü Yeten [Allah] Ali’yi Fatima’ya es olarak secti.” Dünya kadinlarin en büyük Hizmetcisi Peygamber’in soyunun sahibi [Ali’nin] yaninda kalirken,

Peygamber (sav) dedi ki:

“Ey Ümmü Aymen! Kardesimi getir bana.”

Ümmü Aymen sordu:

“O senin kardesindir ve sen hala onu kizinla mi evereceksin!?”

O [Muhammed] söyle dedi:

“Evet, elbette Ümmü Aymen.” O [Ümmü Aymen] Ali’yi cagirdi.

Olayin bu versiyonu, bu olayla ilgili gösterdigimiz ilk örnegi tasdiklemek disinda, baska bir önemli konuya da isik tutuyor: Ali ve Fatima’nin evliligi. Burada, Ali ve Fatima’nin evliliginin Allah tarafindan istendigini görmekteyiz. Allah’in da bu evliligi istedigini, hatta emrettigine göre, bu evliligin belli bir maksadi olmali, ki var, ve biliyoruz da: Oniki Imamlar.

Aleviligin kaynaklarina dayali versiyon’da, Muhammed’in ve Ali’nin “ayni nurdan” geldigi sözleri vardi. Bu sözlere Alevi olmayan kaynaklarda da bolca rastlanabilir.

Bu “ayni nurdan” gelme ifadesinin önemini aciklamakta yarar var:

Dünya yaratilmadan önce, Muhammed ve Ali’nin nuru yaratilmisti. Bu nur bütün peygamberlerle beraber olup, Abdullah ve Ebu Talip’e varinca ikiye ayrildi. Ve Oniki Imam’larin olmasi icin, bu nurlarin birlesmesi gerekiyordu.

Muhammed Zahir’i ortaya koydu, Imamlarin maksadi ise, Batin’i yasatmakti. Baska bir deyimle, nübüvvet göstermekle, velayet ise gizlemekle olur.

Müsahiplik Hicretten sonrada devam etmiş midir?

Bazi cevreler ( şii/ sünni) tarafindan, bu kardeslik kurumu sadece Hicret’le ilgili, bir kerelik olay olarak görülmektedir, ve dolayisiylaAlevi-bektaşilikteki musahiplikle ilgisi olmadigini savunurlar.

Fakat biz, bu olayin, Hicret’ten bagimsiz, ve Hicret’le ilgili olmayan bir dönemde de gerceklestigini, Sahih Buhari’nin bir kac hadisiyle göstermek istiyoruz. Böylece, bu kardeslik kurumunun sadece bir kereye mahsus olmadigini izah etmis olacagiz:

Enes nakletti:

‘Abdur-Rahman ibn ‘Auf bize geldi ve Allah’in Elçisi onun ve Sa’d bin Rabi’a arasinda bir kardeslik bagi kurdu.

“Sen [‘Abdur-Rahman] evlendigine göre, bir yemek ziyafeti sun, sadece bir koyun ile olsa bile…”

‘Asim nakletti:

Enes bin Melik’e dedim ki:

“Peygamber’in “Islam’da kardeslik sözlesmesi yoktur” dedigi sana ulasti mi?”

Enes söyle dedi:

“Peygamber benim evimde Ensar ve Kureys arasinda bir [kardeslik] sözlesmesi yapti.”

Ebu Cuhayfe nakletti:

Peygamber Selman ( Selanı farisi) ve Ebu Darda’ arasinda bir kardeslik bagi yapti.

Burada ilginç olan ikinci hadis örneğidir. demekki her dönemde Islam’da kardeslik sözlesmesinin olmadigini savunan bazi kesimlerinin varligı aşikar, fakat bu iddianin da gercek olmadigi vurgulaniyor. Yani daha dogrusu, bazi kesimler tarafindan, böyle bir kardeslik kurumunun istenmedigi görünüyor ki,

bunun da Ali’nin önemini kücümsemek icin olmasi muhtemel bir nedendir.

Ebu’l Vefa ve Musahiplik

Ebu’l Vefâ (d. 1026), onikinci kusaktan Ali’nin torunudur, seyyiddir. Ebu’l Vefâ’nin, Anadolu Aleviligin erken dönem pirleri arasinda yer aldigi tartisilmazdir ve özellikle bu nedenden dolayi Ebu’l Vefâ bizim acimizdan cok önem tasimaktadir. Kendisi bir Seyh (Mürsid) olup, Babai’lerin Pir’idir. Ebu’l Vefâ’yi görebilmek, ve onun tarikatina baglanabilmek icin, bir cok ülkeden ve yöreden insanlar gelmistir.

Ebu’l Vefâ, semâ’ (semah) dönen, 12 Imamlara inanan, Zahir ve Batin inancini benimseyen, âyinlerini kadin-erkek birlesik yapan bir mutasavvifti. Bunlarin disinda, daha da ilgi cekici olan, ve konumuzun da ilgi alanini olusturan sey ise, Ebu’l Vefâ’nin, kendi müridlerini birbirine “muvahat” (kardes) etmesidir. Bunu bir örnekle gösterelim:

Beyazid-i Bestami’nin tarikat üyeleri ve Ebu’l Vefâ’nin kendi tarikat müridlerinin beraber oldugu bir toplantida, Beyazid-i Bestami’nin tarikatindan yirmi kisiyi kendi tarikatindan yirmi kisiyle muvahat ediyor:

“…Andan sonra ashâb-i Bayezid’in muteberleri durub Hazreti Seyyid’in elin öpüb ve istigfar etdiler ve dahi iltimâs etdiler ki;

bu silsilenin ashâbi Hazreti Seyyid silsilesi ashâbiyla kardas olalar. Hazreti Seyyid bu iltimâsi Kabul idüb yirmi kisi ol tarafdan ve yirmi kisi bu tarafdan akdi muvahat idüb, ahiret kardasi oldilar….”

Yukaridaki alintida dört önemli noktaya rastliyoruz:

1- görüldügü üzere yukarida bahsi gecen kardeslik kurumu, Caferi ve Sünni kaynaklarinda da Arapca olarak gectigi gibi, akd-i muvahat ismiyle geciyor. Böylece, burada gördügümüz ve Alevilerin en büyük pirlerinden biri tarafindan uygulanan muvahat’in, Muhammed ve Ali’nin arasinda yapilan muvahat’a dayandigi anlasilmaktadir.

2- bugün Alevilerde bile kullanilan “ahiret kardesligi” tabirinin de yukarida gecmesidir, ki bu tabir bugün musahipligin ta kendisi icin kullanilmaktadir. Bu da muvahat’in Alevilikle olan iliskisini daha da güclendiriyor.

3- bu kardeslik kurumunun nasil uygulandigidir. Alintida gördügümüz gibi, kardeslik kurumu, tarikat seyhi tarafindan, yani Ebu’l Vefâ tarafindan uygulaniyor. Muvahat olmadan önce, muvahat olmak isteyen kisiler seyhin (Ebu’l Vefâ’nin) elini öpüp, ondan af diliyorlar, ve birbiriyle muvahat olabilmek icin, ilk önce ondan ricada bulunup, onun rizasini aliyorlar.

Günümüz Alevilerde uygulanan musahiplik erkânini çok ciddi bir sekilde cagristirmakla beraber, olayin baska bir boyutunu da hatirlatiyor bize:

4- Hem yukaridaki alintida, hem de Muhammed ve Ali’nin akd-i muvahat’inda, her insanda, baskasini muvahat yapma yetkisinin olmadigini görüyoruz. Ali’nin döneminde, insanlar arasinda muvahatligi sadece Muhammed uygularken (Alevi kaynaklarinda da bu sekilde geciyor), yukaridaki alintimizda da, muvahatligin sadece bir seyh tarafindan uygulanabilecegi göze carpmaktadir. Bu seyhin de ayni zamanda Oniki Imamlarin soyundan gelen bir seyyid olmasi, yine Alevi dedelerininin bugünkü durumuna götürüyor bizi.

Günümüzde de musahiplik sadece (seyyid olan) pirler/dedeler tarafindan uygulanabiliyor.

Musahiplik (Ahiret Kardeşliği Töreni Cemi)

Musahiplik; İslam literatürünün içindeki Tahkik-i Müstakim inancının
olmazsa olmazıdır. Musahiplik, dört canın birbirine ikrar1 verme olayıdır. Cenabı Allah, Âdem’in belini kudret eliyle sıvazladığında Âdem’in belinden gelecek olan bütün ruhlar, zerreler hâlinde geldi. Cenabı Celil onlara sordu:
-Sizi kim yarattı?
Ruhlar cevap verdiler:
-Sen Ya Rabbim!
-Sizin Rabbiniz kim?
-Sensin Ya Rabbim.

Cenabı Allah da bu ikrarla kâinatı yaratmıştır. Yerle gök, havayla su birbirine musahiptir. Âdem Safiyullah ile Cebrail birbirine musahiptir. Hatta Havva anamız orada olmadığı için lokma olarak bir parça helva da ona ayırmışlardır. Musahiplikte verilen ikrar, ruhlar âlemindeki ikrarın devamıdır. Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim’in Fetih Suresi – 10.ayetinde şöyle buyurmuştur : “(Ey Muhammed!) Şüphesiz ki; sana biat edenler ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli (kudreti) onların ellerinin üstündedir. Şu halde kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim Allah’a verdiği sözü yerine getirirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.”

Musahiplik kavli; “dehmeke deme cismeke cismi ruhake ruha”, yani; “musahip kardeşlerin canı bir teni bir, kanı bir ruhu birdir”. Musahip çocukları birbirleriyle evlenemezler çünkü kardeştirler. Musahip olacak dört can ilk önce gönül birliği yapıp bağlı bulundukları pire (dede) gelirler.

Pir soyu mutlaka Seyit-i Saadet, evladı Resul, On İki İmamlar soyuna
dayanmalıdır. Piri hazır bulunan cemaatin huzurunda musahip duracak canlara, pir tarik-i müstakimin yol ve erkânının zorluklarını anlatır. Seyit (pir, dede) der ki
“Gelme gelme, dönme dönme. Gelenin malı, dönenin canı”.

Dede (pir) telkinde bulunur. Nasihatlerini yaptıktan sonra bir elmayı dörde böler, musahip duracaklara verir ve der ki: “Size bir sene zaman veriyorum. Bu cemaat de tanıktır size. Birbirinizi taşıyacağınıza, bu yolu, erkânı süreceğinize, bu ikrarda duracağınıza kanaat getirirsek bir sene sonra esas ikrara bent olacaksınız.
Sevgili canlar; belirtmek isterim ki iki doğum vardır

1. Anadan doğmak: Anadan doğmak zahmetlidir çünkü yapacağı, nelerle karşılaşacağı, zalim mi olacak mazlum mu olacak belli değildir.

2. Pir huzurunda hidayete ermek: Esas, kutsal doğum, halk huzurunda pir divanında ikrar verip hidayete ermektir.
Bu bağlamda da musahiplik pir divanında ikrar verip hidayete ermek
olduğundan Alevilikte oldukça önemli bir yere sahiptir.

Musahipli canlar bir sene sonra ceme gelirler, bir horoz getirirler. Cemaatin huzurunda, pir divanında dara dururlar. Pir, ilk dualarını verir. Erkân olduğundan Cebrail de ulu bir melek olduğundan horoza “Cebrail” adı verilir. Yani evveli yolunda İmam Cafer erkânında ceme gelirler. Yolun rehberi eşliğinde cemaatin huzurunda pir divanına gelip pirin karşısında dururlar.

Pir: Nerden gelip nereye gidiyorsunuz?
Rehber: Dünyalıktan gelip ahrete gidiyoruz.
Pir: Bunlar bu hâl, bu yol ile bu dil ile ahirete gidebilecekler mi?
Rehber: Allah’ın izniyle, pirin himmetiyle giderler inşallah.
Pir: Gelme gelme, dönme dönme. Gelenin malı, dönenin canı bunlar. Belki bu yolun zorluklarının ve bu yol ne kadar ince ve ulvi olduğunun farkında değiller.
Allah aşkına bir eşik atlat.

Rehber musahipli canları üç kere dışarı götürüp getirir. İkinci sefer geldiğinde dede (pir) sorar: Pir: Nerden gelip nereye gidiyorsunuz?
Rehber: Dünyalıktan gelip ahrete gidiyoruz.

Pir: Bunlar bu hâl, bu yol ile bu dil ile ahirete gidebilecekler mi?
Rehber: Allah’ın izniyle, pirin himmetiyle giderler inşallah.
Pir: Gelme gelme, dönme dönme. Gelenin malı, dönenin canı bunlar. Belki bu yolun zorluklarının ve bu yol ne kadar ince ve ulvi olduğunun farkında değiller.
Allah aşkına bir eşik atlat.

Rehber musahipli canları üç kere dışarı götürüp getirir. İkinci sefer geldiğinde dede (pir) sorar:

Pir: Nerden gelip nereye gidiyorsunuz?

Musahipler: Dünyadan gelip ahirete gidiyoruz.

Pir: Ahiret yolu kardır, borandır. Bu yolda sermaye isterler. Sermaye
dediğimiz ne paradır, ne de puldur. Sermayedeki amaç itikat bütünlüğüdür. Bu yolda iyi amel isterler, itikat isterler. Siz şimdiye kadar ne ettiyseniz, ne yaptıysanız sizinle arasında bu saniyeden itibaren büyüğünüzü büyük, küçüğünüzü küçük bileceğinize; büyüklerinizi sayacağınıza, küçüklerinizi seveceğinize; komşu hakkı
Tanrı hakkıdır, komşu hakkına riayet edeceğinize; kimsenin malına, namusuna iffetine göz dikmeyeceğinize; elinize, belinize, dilinize sahip olacağınıza, gözünüzle görmediğinizi ‘ben gördüm’ demeyeceğinize; kulağınızla duymadığınıza ‘ben duydum’ demeyeceğinize; dilinizle kov (gıybet) yapmayacağınıza; yalan
söylemeyeceğinize; elinizle harama, ayağınızla nagah yere gitmeyeceğinize, tevellah dediğimize tevellah, teberra dediğimize teberra diyeceğinize; ehlibeytin dostuna dost, düşmanına düşman olacağınıza; rehberinizi rehber, pirinizi pir, mürşidinizi
mürşit bileceğinize; aşınıza, işinize, eşinize bağlı kalacağınıza; dünya insanını seveceğinize; doğayı seveceğinize; doğayla kucaklaşacağınıza inanarak söz veriyor musunuz? Hü cem erenleri dört can Muhammed Ali yoluna, İmam Hüseyin’in İmam Caferi Sadık Rehnuman’ın erkanına girip bu yola talip olmak istiyorlar. Alıp kabul ediyor musunuz?

Cemaat hep bir ağızdan “İyi huylarla.” derler.

Pir tekrar eder:
Pir: Soruyorum musahiplik kavli hem çok zordur hem de çok kolay. Yolu itikat bütünlüğüyle sürersen çok kolay. Bir musahip bir musahibin evine kem gözle giderse o musahibin derdine derman bulunmaz. Bir musahip musahibine surat asarsa derdinin dermanı yok. Bu yolda itikat bütünlüğü önemlidir. Tekrar soruyorum: Büyüklerinizi büyük bileceğinize; küçüklerinizi küçük bileceğinize;
büyüklerinize saygı küçüklerinize sevgi göstereceğinize; komşu hakkına riayet edeceğinize; elinizle koymadığınızı almayacağınıza; gözünüzle görmediğinizi “Ben gördüm.” demeyeceğinize; kulağınızla duymadığınızı “Duydum.” demeyeceğinize; dilinizle kov (gıybet) yapmayacağınıza; ayağınızla nagah yere gitmeyeceğinize;
Allah’ını bir bileceğinize; peygamberinizi Hak bileceğinize; Muhammed Ali yolundan ayrılmayacağınıza tevellah dediğimize tevellah, teberra dediğimize teberra diyeceğinize; ehlibeytin dostuna dost, düşmanına düşman olacağınıza; bu ikrarda
duracağınıza; oturan cemaat, serilen secde, yanan delil, ay, gün, yer, gök, arşı kürşü levh-i kalem yerdeki melaikeler gökteki melekler şahit olsun mu?

Pir, üç sefer sorar bunu. Orası ölmeden önce ölünen yer olduğu için musahip
duran canların yerine yolun rehberi üç defa yanıt verir:
Rehber: Olsun.
Pir: Eğer bu ikrardan dönerseniz Hz. Ali’nin zülfikarı boynunuza insin mi?

(Üç sefer sorar.)
Rehber: İnsin. (Üç defa yanıt verir.)
Pir ve cemaat “Allah esirgesin” der.
Pir: Sağında kim var?
Rehber: Rehberim.
Pir: Solunda?
Rehber: Musahibim.
Pir: Karşında?
Rehber: Pirim.
Pir: Önünde?
Rehber: Nasibim.
Pir: Arkanda?
Rehber: Ecelim.
Pir: Cenabı Allah ecel zevalliği vermeye.
Pir Tecella ve Temenna duasını verir. Musahip duran canlar secde yapıp halkada oturan cemaatle niyazlaşır ve rehber eşliğinde diz üstü, pirin önüne kadar gelirler. Pir, talibin boynundaki ikrarı bendi teslim eden tülbenti alır, canların başparmaklarını, Yedullah Ayetini okuyup bağlar. “Kandi bend olasınız, Muhammed Ali’ye talip olasınız.” der. Üç defa “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali. Bu bendi
bağlayan ancak çözer. İkrarınızda kadim olasınız. Hak Muhammed Ali yolunda, İmam Hüseyin didarında, İmam Caferi Sadık erkânında utandırmaya.” der. Musahip canlar niyaz olup yerine otururlar. Musahiplik ikrarı tamamlanmış olur.

Comments are closed